Cilt: 9 - Sayı: 1

ZEITSCHRIFT FÜR DIE WELT DER TÜRKEN

Nisan 2017

Cilt: 9 - Sayı: 1


Sayı Dosyaları:

Makaleler

German sociologist Max Weber (1864-1920) focuses on three ideal types of sovereignty in his description of power emerging differently throughout history. These typologies which are indicative of political authority are as follows: 1-Traditional authority: based on customs and traditions. 2-Rational-Legal authority: based on a system of rules. 3-Charismatic authority: based on supreme and sacred features. The above typologies that Weber determined have existed in Turkish states from past to present. In Huns and Gokturks the foundations of power were traditions and sacred objects. Law took an important place in Mongol (Chenghizid) and Timurid states. In Seljuk and Ottoman States the foundation of power become religious due to the influence of Islam; and a new model was formed with the integration of religious rules into traditions in these two states. The present foundations of power in Republic of Turkey have been based on democratic rules but still involve features of charismatic authority. This study is intended to take into consideration the foundations of power for political authority, the process of transformation and development of these foundations, and the factors contributing to this transformation and development process in Turkish states starting from the first Turkish state organization, Huns, to Republic of Turkey. Not all the Turkish states have been included in the study; only those with features representing a turning point have been considered.

Türkiye’de Cumhuriyet dönemi boyunca, köylerdeki nüfusun gelişimi genel olarak dönemlere ayrıldığında, 1927-1945 dönemi durağan artış dönemi, 1945-1980 dinamik artış dönemi ve 1980’den günümüze ise dinamik azalma dönemi olarak görülmektedir. 1980 yılında en yüksek köy nüfusuna ulaşan Türkiye, aynı zamanda köy ve kent nüfus oranının eşitlendiği ve büyümenin artık köylerin aleyhine döndüğü bir kırılma dönemine karşılık gelmektedir.
Farklı bilim dallarında, Türkiye köyleri ile ilgili yapılan çalışmaların odak noktasını “nüfus kaybı” oluşturmaktadır. Köylerdeki nüfusun azalmasını, önlemeye yönelik çok sayıda çalışma ve öneri mevcuttur. Bu çalışmada ilk olarak köylerdeki nüfusun azalma süreci ele alınmış daha sonra nüfus büyüklüklerine göre Türkiye köylerinin dağılımı ifade edilmiştir. Çalışmanın esas kısmında ise ADNKS dönemi içinde 2007-2012 yılları arasında hem nüfusu azalan köyleri hem de nüfusu artan köyler ve bu durumun sebepleri üzerine odaklanılmaktadır. Son olarak köylerdeki nüfusun değişimi üzerinde etkili parametreler ve bunların sonuçları değerlendirilmiştir.

Turkey rural population is divided into periods the general development of during the Republican period in Turkey, 1927-1945 periods of stable growth period, the 1945-1980 period dynamic growth and from 1980 to present, it is seen as a dynamic reduction period. Reaching the highest rural population in 1980 Turkey, but also in the rural and urban population rate is synchronized and corresponds to a rupture that turned against longer-term rural growth.
In different branches of science, the focus of studies on Turkish villages is the "loss of population". There are a number of studies and recommendations to prevent the decline of the population in the villages. In this study was expressed first the process of declining the population in the villages was considered and then the distribution of the Turkish villages according to the population sizes. The main part of the study focuses on the villages with a tendency to decrease and increase population and their causes during the ABPRS period, between 2007-2012. Finally, it has been evaluated effective parameters and their results on the change of population in the villages.

Sosyal bilimler temelli bir içeriğe sahip olan Sosyal Bilgiler ders programı öğrencilerin sosyal bilimci gibi düşünmelerini ve sosyal bilimlerin araştırma yöntemlerini kazanmalarını hedeflemektedir. Programın bu hedefine ulaşılması için öğrencilerin zihinlerinde var olan sosyal bilimci bilim insanı algılarının belirlenmesi gerekir. Araştırma 6. sınıf öğrencilerinin “Sosyal Bilimci” bilim insanı imaj algılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Betimsel tarama yöntemi kullanılan çalışmada veriler nitel araştırma yöntemi ile içerik analizi yapılarak bulgu ve sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2012-2013 öğretim yılında İzmir ilinde bir devlet okulunda 70 altıncı sınıf ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışma sonucunda, öğrencilerin sosyal bilimci bilim insanına yönelik farklı betimlemelerde bulundukları görülmektedir. Klasik bilim insanı imaj algısı ile birlikte öğrencilerin kravatlı, bakımlı, mutlu bilim insanını resmetmeleri sosyal bilimci bilim insanlarına yönelik olumlu bir bakışa sahip olduklarını göstermektedir. Öğrencilerde sosyal bilimci bilim insanı algısı oluşması için derslerde çeşitli etkinlikler düzenlenebilir. Yazılı ve görsel basında sosyal bilimcilere yer verilmesi, çeşitli programlar ile sosyal bilimci algısı oluşturulmasına katkı sağlayabilir.

Social Studies lesson Schedule which is based on social science aims to make students think like a social scientist and gain the social methods of researching.It is necessary to find out how students imagine social scientists in their eyes in order to reach the goal of the research.The study in which descriptive scanning method is used,the data is analyzed by the qualitative research method to find out results.The group of study is consisted of seventy 6 th graders in a state school in İzmir between 2012-2013. As a result of the study,it is seen that students have various descriptions about social scientists.With the classical image of scientists,students describe the scientists as happy,wearing ties and good looking people which shows us how positive images they have in their minds about them. In lessons,various studies should be done to make students have an image of social scientists. Social scientists should be placed in visiul media and with different programmes social scientists image should also be formed in the eyes of students.

Bir toplumda okuma alışkanlığının gelişmesinde aile ve okul çevresinin etkisi büyüktür. Öğretmenlerin, bu konuda baş sorumlulardan biri olduğunu söylemek ise yanlış olmayacaktır. Ortaöğretim düzeyinde tarih öğretmenleri hem alanları hem de misyonları gereği okuma alışkanlığına en çok sahip olması gereken dal öğretmenleri arasında sayılabilir. Bu sebeple, tarih öğretmenlerinin mesleğe başlamadan önce okumaya yönelik tutumlarını belirlemenin ve okuma alışkanlıklarını saptamanın yararlı olacağı düşünülmüş ve tarih öğretmeni adaylarının okuma alışkanlıklarını incelemek üzere çalışma yapılmıştır. Bu çalışma, 150 tarih öğretmeni adayı ile 2014-2015 ve 2015-2016 öğretim yıllarında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada hem nicel hem de nitel boyutları içeren karma yöntem kullanılmıştır. Araştırma sonucunda tarih öğretmeni adaylarının orta-zayıf bir okuma alışkanlığına sahip oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmen adayları; eğitim sistemi, zamansızlık ve ekonomik sıkıntılar gibi faktörlerin okuma alışkanlıklarını olumsuz etkilediğini bildirmişlerdir. Okuma alışkanlığının ve okuma kültürünün geliştirilmesi için her öğretim kademesinde uygun çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Family and school are two factors that have a great impact for the development of reading practice and it is not wrong to indicate that teachers are major responsible in this issue. At the secondary education level, history teachers in compliance with both their subject and missions, could be considered among in-field teachers who should have a maximum level of reading practice. Consequently, it is considered that before they start their career it would be useful to determine the attitudes of history teachers related with reading and also their reading practice level. For this purpose a study is performed to search the reading practice of history teacher candidates. This study has been carried out on 150 history teacher candidates. In this research a mix method consisting of both quantitative and qualitative aspects has been used. Result of the research shows that history teacher candidates have a relatively intermediate-low level of reading practice. Furthermore it has been indicated that timelessness and economic problems have a negative effect on reading practice. It has been concluded that appropriate studies should have to be performed at every education level for the development of reading practice and culture.

İran’ın Doğu Azerbaycan Eyaletine bağlı Malekan İli Mobarakşehir’de derlemiş olduğumuz bir masalda Türk yaratılış destanı ve Kök Türk tarihini çok hafif ve silinmiş bir şekilde izlerine şahit olduk. Konuya Yayılma kuramı ve Tarihi - Coğrafi Fin Kuramı ve yönteminde uygulanan Ur-formu çerçevesinden yaklaşılmıştır. Ayrıca gölde taşın atılmasından dolayı yaranan dalgalar sistemi göz önünde bulundurarak izlerin silik ve çok hafif olması tabii görünmektedir. Ancak mesafe uzaklığı yanında İran topluluğu ve Şia inancının etkileri de Türk masal yaratmalarında çok derin olmuştur.
Masal tam bir masal özelliği taşısa da yazar tarafından yaklaşık otuz yıl önce bir iki kez dinlenmiş ve yeni kayda alınmıştır. Ancak artık ne kaynak kişi ne de bölgede bir başka kişi masalı hatırlamamaktadır.
Masalı satır satırına incelediğimizde Türk yaratılış destanı ve Kök Türk tarihi çok silik izleri bulunmaktadır ya da bir başka deyişle bu destanlar ve Türk tarihindeki en önemli ve etkili olaylar Türk milletinin ruhuna öylesine işlemiştir ki ne kadar uzaklarda olursa olsunlar ne kadar zaman üzerinden geçerse geçsin yarattığı masalları destanlar ve tarihleri kokusuyla yaparlar.

We have compiled a folkloric story in depending on the East Azerbaijan state of Iran in the Mobarakshar of Malekan Province that we have seen the trace of Turk creation myth and the history of Kök Türk in a very light and deleted form on it. It has been approached to the subject in diffusion theory and in the Method and Theory of History - Geographical Finland applied in Ur-form frame. In addition, it seems natural to be faint and very light traces whit considering the waves system created by throwing a stone in the lake. However, it has been very deep, Iran community and the effects of the Shia faith to create the Turk stories besides the distance.
Although sending a full feature folk tales of this story, nearly thirty years ago it has been heard once or twice by author and has been registered recently. But now nor resource person nor any other person in the region remember the story.
When we examine the story line by line, it has been found the traces of the myth of Turk creation and the history of Kök Türk on it or in other words these epics and the most important and influential events in Turk history has permeated so that on the spirit of the Turk nation that they create their folk stories whit odor of their history and myths if has been passed very long time on or the origin of myths has been on very long distance.

Edebiyat ve psikoloji ilişkisi bağlamında ortaya konulan bir çalışma türü olan arketipsel eleştiri metodu, edebî eserlerdeki ruhsal benlik yapılarını inceler. Bu ruhsal benlik yapılarından biri de yolculuk/aşama arketipidir. Bu arketipte kahraman birtakım sınavlardan geçip bireysel olgunluğa ulaşır. Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens isimli eserinde kahraman, ruhsal bir yolculuk yaşar. Küçük Prens, kahramanın benlik yapılarından birini temsil eder, yani kahraman ve Küçük Prens aynı kişidir. Eserde, Küçük Prens karakteri üzerinden yolculuk/aşama arketipi anlatılmaktadır. Bu çalışmada, Antoine de Saint-Exupery’nin Küçük Prens isimli öyküsündeki yolculuk/aşama arketipi ele alınmıştır.

Archetypal criticism, a type of a methodology to study the relationship between literature and psychology, examines the character of spiritual selves in literary works. One of these character archetypes is the journey/the task archetype. In this archetype, the hero, individually passes through several challenges and reaches maturity. In Antoine de Saint-Exupéry's manuscript “Little Prince”, the hero experiences a spiritual journey. The Little Prince represents one of the heroes' self-organization, that is, the hero and Little Prince are the same person. Through the character “Little Prince”, journey/stage archetype is described. In this work, the journey / stage archetype of Antoine de Saint-Exupery in the name of Little Prince is discussed.

Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi literatüründe bazı araştırmacıların dil bilgisi sıralaması örneği sunduğu ve yabancı dil olarak Türkçe öğretim setlerinde de farklı dil bilgisi sıralamalarının takip edildiği görülmektedir. Her yıl binlerle ifade edilebilecek bir kitle, İran genelinde yabancı dil olarak Türkçe öğrenmektedir. İran’da yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde özellikle Yeni Hitit Yabacılar İçin Türkçe öğretim seti ile Yedi İklim Türkçe öğretim setinin kullanıldığı görülmektedir. Bu iki Türkçe öğretim setinin dil bilgisi öğretimi bakımından birbirinden oldukça farklı anlayışlara sahip olduğu ileri sürülebilir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmanın amacı, İran’da yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanılmak üzere Türkçe dil bilgisi konularının Türkçe öğrenen İranlıların (Fars soylu) hazırbulunuşluk özelliklerine uygun bir şekilde sıralanmasına yönelik bir öneri sunmaktır. Bu doğrultuda, Yunus Emre Enstitüsü Tahran Türk Kültür Merkezinde üç yıllık süre zarfında hedef kitlenin dil bilgisi öğrenim süreci gözlemlenerek hedef kitlenin çeşitli sebeplerden dolayı oldukça rahat kavradıkları ve kavramakta zorlandıkları dil bilgisi yapıları belirlenmeye ve dil bilgisi konularının öğretiminde yeni bir sıralama ortaya konulmaya çalışılmıştır.

In the literature of teaching Turkish as a foreign language, it is seen that some researchers provide examples of grammar ordering and different grammar ordering is followed in the sets of teaching Turkish as a foreign language. Every year, a mass that can be expressed in thousands learns Turkish as a foreign language throughout Iran. It is seen that especially the teaching set of Yeni Hitit Yabacılar İçin Türkçe and the teaching set of Yedi İklim Türkçe are used in teaching Turkish as a foreign language in Iran. It can be put forward that these two Turkish teaching sets have quite different understandings in terms of grammar teaching. From this point of view, the aim of this study is to present a suggestion for the use of Turkish grammar topics in order with the aim of being used in the teaching of Turkish as a foreign language in Iran, in order to comply with the readiness characteristics of the Iranian (Persian origin) learning Turkish. In this direction, in Yunus Emre Institute Tehran Turkish Cultural Center, it has been tried to find out the grammar structures which the target people can understand easily and have trouble in understanding because of various reasons by observing the grammar learning process in a three-year period, and from this point, it has also been tried to introduce a new order in the teaching of grammar topics.

Osmanlı Devleti son döneminde yapmış olduğu savaşlar ile ortaya çıkan göç sorununu önceleri elindeki mevcut idari birimlerle (Şehremaneti-Zaptiye Nezareti vb.) çözmeye çalışmıştır. Ancak bu birimler sorumlu oldukları işlerin yanı sıra muhacirlerin sorunlarıyla ilgilenebilecek yapısal güce sahip değillerdi. Bu durum devleti muhacirler ile ilgilenecek müstakil idari birimler kurmaya yöneltmiştir. Böylelikle muhacir sorunlarını çözmek için değişik zamanlarda çeşitli yapısal farklılıklara sahip Muhacir Komisyonları kurulmuştur. Bu yapısal farklılıklara örnek olarak Balkan Savaşı sonrası komisyon tabiri yerine müdüriyet ifadesi kullanılmaya başlanmıştır. Aynı dönem muhacirler ile birlikte aşiretler sorunu da bu müdüriyetin çalışma alanına dahil edilmiştir. Yine Birinci Dünya Savaşı sırasında kurumun yapısı ve yetkileri genişletilmiş, Aşâir ve Muhâcirîn Müdüriyet-i Umûmiyesine dönüştürülmüştür. Bu çalışmada Aşâir ve Muhâcirîn Müdüriyet-i Umûmiyesinin faaliyetleri ele alınacaktır.

Ottoman Empire first attempted to solve the migration problem that emerged as a result of wars with existing administrative units (Şehremaneti-Zaptiye Nezareti). However, these units were not strong enough to handle both their responsibilities and refugees’ problems. These circumstances directed the government to constitute separate administrative units to take care of the refugees. In this way, Refugee Committees with various structural differences were established to solve immigrants’ problems. For example, following Balkan War, instead of the committee, the term directorate was started to be used. In the same period, besides refugees’, tribes’ problems were included in directorate’s field. Moreover, following World War I, foundation’s structure and authority were expanded, and General Directorate of Tribes and Immigrants was transformed. The present study discusses activities General Directorate of Tribes and Immigrants.

Türk dilinde 13. yüzyıla kadar birbirinin devamı niteliğinde yazı dilleri mevcutken bu yüzyıldan itibaren Moğolların istilasıyla Türk dünyasında büyük dalgalanmalar meydana gelmiş ve Türk yazı dili birliği parçalanmıştır. Bu dalgalanmanın, parçalanmanın ilk evresini Harezm-Kıpçak Türkçesi teşkil eder. Kıpçak Türkçesi 13-15. yüzyıllar arasında bir taraftan Karadeniz’in kuzeyinde bugünkü Rusya, Ukrayna ve Kafkaslarda diğer taraftan da güneyde Mısır ve Suriye’de yazı dili olarak kullanılmış ve başta sözlük ve gramerler olmak üzere çok sayıda eser verilmiştir. Çalışmada Türk dilinin önemli bir evresini teşkil eden, karışık dil özelliklerinin (Oğuz-Kıpçak) görüldüğü Kıpçak Türkçesi ve edebiyatı ile ilgili yurt içi ve yurt dışında kitap, tez, makale düzeyinde yapılan çalışmalar -diğer tarihî ve çağdaş Türk lehçeleriyle yapılan karşılaştırmalı çalışmalar dâhil olmak üzere- taranarak listelenmiş ve araştırmacıların çalışmalarında kullanabileceği bir kaynakça oluşturulmuştur.

Since the beginning of this century, there has been a great fluctuation in the Turkish world with the invasion of the Mongols, and the Turkish literary association has been dismantled. The first phase of this ripple, fragmentation, is the Harezm-Kipchak Turkish. Kipchak Turkish was used as a writing language in today's Russia, Ukraine and Caucasus in the north of the Black Sea from the 13th-15th centuries, and on the other hand in Egypt and Syria in the south, and a great number of works, mainly dictionary and grammar, were written. In this study, studies on the Kipchak Turkish and literature related to the mixed language features (Oghuz-Kipchak) which constitute an important place of the Turkish language were searched and listed at the level of books, theses and articles both at home and abroad - including comparative studies with other historical and contemporary Turkish dialects -, and a bibliography was created for the researchers to use in their studies.

Bu çalışmada, jeomiras konusuna ilişkin öz-yeterlik ölçeği geliştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü 2. sınıfta öğrenim gören ve “Türkiye’nin Doğal ve Kültürel Mirası” dersini almış olan 123 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmadaki istatistiksel analizlerde; maddelerin geçerliği için Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) uygulanmıştır. Güvenirlik analizi aşamasında; iç tutarlılık analizi için Cronbach Alfa Çözümlemesi, madde toplam puan korelasyonu için Pearson Korelasyon Analizi’nden yararlanılmıştır. Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı 0,840 olarak belirlenmiştir. Kaiser Mayer Olkin (KMO) Örneklem Yeterlilik Değeri 0,805 olarak, Barlett Sphericity Testi sonucu ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ölçekte dört alt boyut ortaya çıkmıştır. Bunlar; “Betimleme ve Gözlemleme Algısı”, “Bilimsel Değerlendirme Algısı”, Mekânsal Örnekleme Algısı” ve “Koruma Bilinci Algısı” olarak adlandırılmıştır. Elde edilen bulgular, “Jeomiras Konusuna İlişkin Öz-Yeterlik Ölçeği”nin, lisans düzeyindeki öğrenciler için geçerli ve güvenilir olduğunu göstermektedir.

In this study, a sef-efficacy scale was developed for geoheritage subject. Work group consisted of 123 undergraduate students who studied in 2nd grade and took the “Natural and Cultural Heritage of Turkey” course of Karabuk University Faculty of Letters Department of Geography. Exploratory Factor Analysis (EFA) was used for validity of the items on the statistical analysis. On the stage of realibility analysis, Cronbach Alpha Coefficient was benefited from the internal coherence of the scale within its sub-dimensions and the Pearson Correlation Analysis was used for the analysis of the overall items grade. The internal coherence coefficient of the whole scale was found as 0.840. Kaiser Mayer Olkin (KMO) Measure of Sample Adequacy is 0,805 and the result of Barlett’s Test of Sphericity is statistically significant. The scale has four sub-dimensions. These were entitled as; “Description and Observation Perception”, “Scientifical Assessment Perception”, “Spatial Sampling Perception”, and “Protection Consciousness Perception”. According to the findings obtain from this study show that “Self-Efficacy Perception Scale For Geoheritage” has enough validity and reliability for the students of undergraduate level.

Anadolu’daki toplumsal düzenin belirleyicilerinden olan Ahilik, en genel hâliyle sosyoekonomik dinamikler üzerine temellenen bir toplumsal adalet sistemi olarak tanımlanmaktadır. Anadolu’daki toplum-devlet iş birliğinin timsali olan Ahiyan-ı Rum Teşkilatı, Anadolu’ya hâkim Türk yönetiminin sosyoekonomik ilişkilere bakışını göstermesi bakımından ayrıca önemlidir. Yaşayan Nasreddin Hoca fıkralarının alt metinlerinde yer alan Ahilik izleri, kimi zaman güldürü unsurunun arkasında kalabilmekte, bu sebeple de Ahilik kültürü ve Nasreddin Hoca arasındaki bağ, zaman zaman zayıflamaktadır. Buradan hareketle bu çalışmada Nasreddin Hoca fıkralarında yer alan Ahilik kültürü bileşenlerini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden olan doküman analizinden yararlanılmıştır. Öncelikle literatür taraması yapılarak Ahiliğin kabul gören temel 8 ilkesi araştırmacılar tarafından belirlenmiş, devamında amaçlı örneklem yoluyla seçilen eserlerde yer alan fıkralar, bu ilkeler çerçevesinde sınıflandırılmıştır. Çalışmanın bulgu ve yorumları kapsamında, belirlenen 8 ilke çerçevesinde en çok eğitim, ekonomik bağımsızlık ve kamu hizmetleri, sosyal dayanışma, misafirperverlik, iş ahlakı ve israftan kaçınma ilkelerine fıkralarda yer verildiği tespit edilmiştir.

Ahi-order, one of the determinants of the social order in Anatolia, is generally described as a system of social justice based on socioeconomic dynamics. The Ahiyan-i Rum organization, which is the embodiment of the society-state business union in Anatolia, is also important in that it shows the view of the dominant Turkish administration towards socio-economic relations. The traces of Ahi-order in the sub-texts of the living Nasreddin Hodja jokes can sometimes stay behind the element of comedy, so the connection between the Ahi community culture and the Nasreddin Hodja is weakening from time to time. Hence, it is aimed to determine the components of Ahi-order culture which are included in Nasreddin Hodja jokes. The study utilized document analysis from qualitative research methods. Firstly, the basic 8 principles accepted by the researchers were determined by the researchers and the ones included in the selected works through the purposeful sampling were classified in the scope of these principles. Within the scope of the findings and comments of the employee, it has been determined that the principles of education, economic independence and public services, social solidarity, hospitality, business ethics and scarcity avoidance are included in the 8 principles stated.

Friedrich Dürrenmatt’ın Adalet isimli romanı yer yer postmodern bir görüntü çizer ve yapıt, kriminal bir roman örneğidir. Geleneksel roman çizgisinin oldukça dışında yer alan bu romanın anlatıcısı, romanı anlatıcı ağırlıklı incelemek için oldukça uygun bir zemin sunar. Roman, karmaşık yapısı ile sunduğu bu kurmaca dünyada zengin bir veriye sahiptir. Romanın hem başkişisi hem de anlatıcısı olan bir avukatın yaşadıkları psikolojik ve toplumsal boyutu ile irdelenmiştir. Çalışmanın temel belirleyeni pozisyonunda olan anlatıcı, bu bağlamda ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Postmodern bir kurguya sahip romanda, kaotik dünya anlatıcının konumu ve olay örgüsüne yaklaşımı ile çözüme kavuşturulmuştur.

Friedrich Dürrenmatt's novel that is named Justice, has a postmodern image and the work is an example of a criminal novel. The narrator of this novel, which is very outside of the traditional novel line, offers a fairly favorable ground to examine the novel. Novel, with complex structure, has a rich supply in this fictional world. It was examined by the psychological and social dimension of a lawyer, who was both the head and the narrator of the novel. The narrator, who is in the main position of work, has been dealt with in detail in this context. In novel as a postmodern fiction, the chaotic world has been resolved, with the narrator's position and the approach of event pattern.

Portekiz ve İspanya’nın öncülüğünü yaptıkları kolonyalist hareket, zamanla bir yarışa dönüşür. Bu hareket sadece toprakla sınırlı kalmayıp, topraklar üzerinde yaşayan yerli halkı köleleştirme ve onların dillerini, dinlerini ve kültürlerini değiştirme çabalarını da ifade eder. Özellikle din kolonileştirme çabalarında belirgin bir rol oynar. Kendi dinlerini yaymanın kutsal bir görev olarak gösterilmesi kolonilerde gerekli olan asker gücünü sağlar. Ancak her zaman başlangıçtaki hedef ile sonuç birbiriyle uyumlu olmayabilir. Bu konu Alfred Döblin’in “Der blaue Tiger” başlıklı eserinde de ifadesini bulur. Öncü olarak gönderilen din adamlarının, daha sonra askeri gücün yaptıklarıyla yüzleşmeleri, kendilerinin kullanıldıkları gerçeğini görmelerini sağlar. Din adamlarının gerçek inançlarını sergileyebilecekleri bir devlet kurma çabaları sonucu ortaya çıkan toplum, kültürlerin buluştuğu ve melez bir birliğin somutlaştığı alan olarak göze çarpar. Bu girişim Avrupa tarafından engellenerek Avrupa’dan bağımsız bir devlet oluşumunun gerçekleşemeyeceği gerçeğini gözler önüne serer. Bu çalışmada önce kolonyalist harekete değineceğiz ve daha sonra tarihsel gerçeklere bağlı kalarak kaleme alınan Alfred Döblin’in “Der blaue Tiger” eserinden yola çıkarak, din adamları ile devleti temsil edenlerin hedefleri arasındaki çelişkiyi göstererek, Alfred Döblin’in eserinde gerçekleştirdiği Batı eleştirisini örneklerle göstermek istiyoruz.

The colonial movement pioneered by Portugal and Spain was once gradually turned out to be a rivalry. Colonialism was not only limited to the invasion of the native lands but also related with the exploitation, slavery and assimilation of natives by means of language, religion and culture. Especially religion played a significant role in the colonial deeds. The spread of the colonizer’s religion was regarded as a sacrilege duty, and this provided the colonizer with the necessary military power. However, there appeared an incongruity between the ideal and the outcome in colonization. This notion is reflected in Alfred Döblin’s Der blaue Tiger. In the novel, the priests sent to the colonies as pioneers confront the colonial deeds of the military power and notice the fact that in effect, they have been exploited. The society resulting from the priests’ efforts to found a state in which they can exhibit their own faith has become a site where various cultures encounter and a hybrid social structure arises. This venture blocked by Europe reveals the fact that no independent state can be founded outside Europe. This study first touching on the colonial movement and then analyzing Alfred Döblin’s Der blaue Tiger with regard to the conflict/incongruity between the purpose of the priests and those of the representatives of the state, attempts to demonstrate, with the relevant scenes and instances, Döblin’s critique of the West.

Kitap değerlendirme

Sunuş

Cover and Table of Contents

Yayın İlkeleri