Cilt: 3 - Sayı: 1

ZEITSCHRIFT FÜR DIE WELT DER TÜRKEN

Nisan 2011

Cilt: 3 - Sayı: 1


Makaleler

Bu çalışmamda sürgün Kemal Tahir’in hayatı boyunca ilk ve tek yayımladığı dergi olan Geçit Mecmuası’nın hikâyesi, bu dergiyi kimlerle nasıl ve ne şekilde yayımladığı, yaşadığı zorluklar, çektiği sıkıntılar ve karşılaştığı güçlükler ve derginin kısa süren hayat hikayesinin nasıl son bulduğu anlatıldı. Geçit dergisi ele alınırken Kemal Tahir’in edebi kişiliği ve çevresindeki edebiyatçılar üzerinde de duruldu. Ayrıca o dönemdeki dergi ve yayın faaliyetleri hakkında, yayın dünyasının genel yapısı ile ilgili bilgiler de verildi. Yine Kemal Tahir’in, Kemal Tahir oluncaya kadar, maddi sıkıntılar haricinde yaşadığı sıkıntılardan da bahsedildi. Bu olaylar anlatılırken, arka planda da, ilerleyen yıllarda hayat arkadaşı olacak Fatma İrfan Serhan ile ilişkisi hakkında da dolaylı yoldan bilgi verildi. Bütün bunların tamamını ele aldığımızda; Kemal Tahir gibi bir kalem sahibinin, sadece resmi hayatıyla ele alınmaması gerektiği, onun, resmi hayatının yanında; sosyal, siyasi, maddi bir hayatının da olduğu hatta hayatının bu şeklinin biraz daha ön planda olması gerektiği anlatılmak istenmiştir.

In this study of mine, the story of “Geçit”, which exiled Kemal Tahir pressed in his life for once, how and with whom he pressed this magazine, the troubles he went through and how the short life story of the magazine ended are all told. While we were dealing with the magazine “Geçit”, we focused on Kemal Tahir’s career and authors around him. Besides, we gave informaiton about activities of magazine and press of that period. Furthermore, we talked about the troubles that Kemal Tahir went through till he reached his career, exept for money problems. While these events were being told, we gave informaiton about Fatma Irfan Serhan, who would be his wife in the following years. Considering all these facts, we wanted to tell that the life story of an author like Kemal Tahir shouldn’t be dealt with only his formal life, besides his formal life he also had a social and political life even this type of his life must be in the foreground.

Bu çalışmanın amacı, ilköğretim öğrencilerinin sosyal bilgiler dersindeki coğrafya konularının öğretiminde akıllı tahta uygulamalarına ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini 2010-2011 eğitim ve öğretim yılında Karabük ili merkezindeki ilköğretim öğrencileri, araştırmanın örneklemini ise Karabük ilinin merkez ilçesindeki bir özel ilköğretim okulunda öğrenim gören 151 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak uygulanan anket Ateş (2010) tarafından geliştirilmiş ve uzman görüşleri doğrultusunda araştırmada kullanılmasına karar verilmiştir. İlköğretim öğrencilerinin sosyal bilgiler dersinde kullanılan akıllı tahta uygulamalarına ilişkin görüşlerinin dağılımında aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmıştır. Sosyal bilgiler dersinde kullanılan akıllı tahta uygulamalarına ilişkin görüşlerinde cinsiyete göre anlamlı farklılık olup olmadığını belirlemek için “t- testi” kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, sosyal bilgiler dersinde akıllı tahta kullanımı sayesinde öğrenciler dersi daha iyi anladıklarını, derste sıkılmadıklarını, derse olan ilgilerinin arttığını ifade etmişlerdir. Araştırmada elde edilen bir diğer sonuca göre, Sosyal bilgiler derslerindeki coğrafya konularının anlatımında akıllı tahta uygulamalarına ilişkin görüşleri cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermiştir.

This study was carried out to put forth primary education students’ attitudes towards interactive white board applications in the teaching of geography themes in social knowledge courses. The area of tudy is the primary education students in Karabük city in 20010-2011 academic year, the sampling of the study is 151 students at a private primary school in Karabük. Survey model was used in the study.Reliability and validity of the the scale that was developed by Ateş (2010) and the specialists’ views were taken through the process. In the distribution of primary students’ views towards interactive white board applications in social knowledge lesson arithmetic average and Standard deviation values were used. In order to determine whether there is significant difference of primary students’ views towards interactive white board applications in social knowledge lessons according to gender or class levels “independent sampling t test” was used. According to the findings of the research students stated that with the use of interactive white board,they did not get bored and the lessons were profitable regarding time. According to another result of the study there has been a significant difference between the gender of the students and their perceptions towards interactive white board applications.

The movement analysis in “Bar”, Which is a type of Turkish Folk Dances, the main subject of this article. Three regions Erzurum, Bayburt and Erzincan are chosen to determine the basic movements that are most used in “Bar”. The basic movements are determined by examining 7 or 8 dances for 3 regions, namely 23 dances in sum. The similar and different characteristics of the sort are revealed by examining the arm positions and basic figures in body parts, which are used in these dances.
In the study, first of all, video records that were recorded in the interviews with the regional folk dance trainers, various folk dance shows and folk dance competitions, are transformed into digital environment by Asus Live Video to have bmp and jpeg formats for examining the body movements with the aim of determining them. As a result of this work, the photos are taken and examined in digital environment. By analyzing these determined basic movements that are used in “Bar” dances in the respect of anatomy also, the anatomy terms, which are used by the medicine, anatomy and kinetics scholars in the whole world internationally are employed for the explanations of the movements due to the lack of the written terminology of Turkish folk dances. In the conclusion part, the necessity of movement analysis and its advantages provided for education and training of folk dance are mentioned. Also this article is the first study which puts movement analysis about “Bar” into practice in Turkish folk dances.
This article was prepared at Istanbul Technical University Institute of Social Sciences, supported by Istanbul Technical University Scientific Research Projects Unit; "Determination of the Basic Movements Used in Folk Dances and Their Anatomical Analysis" is derived from the thesis Proficiency. The project examined five different types of folk dances. But from within the only “Bar” dances on the subject by examining the forms of movement, some stickers or additions are made on an article prepared.

Karşıladıkları nesneler, düşündürdükleri kavramlar, yüklendikleri inanç unsurları sebebiyle, mitolojik dönemden günümüze kadar, sayıların gizemli olduklarına inanılır. Sayılar, her kültür ve toplumda farklı anlamlar kazanmakla birlikte, dünyada ortak olan anlamlar da taşırlar. Farklı mitolojilerde benzer temaların bulunmasına, birbirlerinden çok farklı zaman ve mekânlarda yaşamış halkların mitlerinde tekrarlanan belirgin imajların benzer anlamlar taşımasına ve benzer kültür işlevleri görmesine “arketip” adı verilir.
Batı Trakya halk kültüründe özel anlamlar yüklenen ve kutlu sayılan sayılar arasında “üç”, “dört”, “beş”, “yedi”, “dokuz”, “kırk” yaygındır. Bir kısmı mitolojik döneme kadar uzanan, bir kısmı da tarih boyunca kazanılan değişik kültür ve inançlara dayanan bu sayılarla ilgili Batı Trakya Türkleri arasında yaşayan kabul ve davranışların ortaya çıkarılması Türk kültürünün yayılma alanlarını göstermesi bakımından da önem taşımaktadır.
Bu makalede, Batı Trakya Türk halk kültüründe görülen “üç”, “dört”, “yedi”, “dokuz”, “kırk” sayılarına yüklenen mitolojik anlamların tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu sayıların Türk mitolojisi ve halk kültürü ürünlerindeki anlamlarının karşılaştırılması sonucu Batı Trakya’da yaşayan Türklerin kültür kökenlerinin mitolojik döneme kadar uzandığı ortaya çıkarılmış olacaktır.

It is believed that some mysterious numbers counter different objects, thoughts concepts, the elements those include and load different faiths starting from mythological period to the present day. Those kind of numbers differ from culture to culture, society to society, region to region in different meanings. Of being similar themes in different mythologies, myths of the people lived in very different time and places to carry similar meanings and similar cultural functions of the repeated images is called "archetype".
Some special meanings in Western Thrace Turkish folk culture is installed and blessed in considered numbers such as "three", "four", "five", "seven", "nine", "forty" those are common. Some of them dating back to the mythological period, while some have been won mysterious meaning throughout history, different cultures and beliefs. These numbers are important in terms of showing acceptable behaviors, and spread of Turkish culture in the Western Thrace.
In this paper, first of all, mythological meanings of numbers of “three", "four", "seven", "nine", "forty" will be described as seen in the folk culture of the Turks in Western Thrace. And secondly, by comparing and analysing these mythological and mysterious numbers, it is aimed to show deepnes of originity of Turkish culture in Western Thrace.

Bu makale, 1943 yılında Kıbrıs’ın Mağusa şehrinde İngiliz askerleri tarafından öldürülen Arap Ali için yakılan ağıtın metin incelemesini içermektedir. Bu ağıt yıllarca halkın dilinde türkü olarak çalınıp söylenmiş ve o kadar beğenilmiştir ki onun Kerkük’te ve Anadolu’da da çeşitli varyantlarına rastlamaktayız. Nitekim bu varyantların hem öyküsü hem de mukayeseli incelemesi ile benzer ve farklı yönleri değerlendirilmiştir. “Yorum-inceleme-değerlendirme” çerçevesinde ele alınan incelememizde yöresel folklorik özellikler de tespit edilmeye çalışılmıştır.

This article is about the research of the lament text lamented for Arap Ali who was killed in 1943 in Famagusta, Cyprus by English soldiers. This lament was sung among people so many times that we encounter (can see) its different variations in Kerkük and Anatolia. As a matter of fact the story, the contrastive analyis and similarity and difference of these variants have been evaluated. Besides interpretation, research and evaluation inthe frame of literature and language evaluation, local folkloric characteristics have been tried to make firm.

Folk beliefs, transmitted from generation to generation since the transfer from pre-writing and not included in any divine religion, but his side continued vitality of beliefs. Folk beliefs that have traditional as well as the local folk beliefs, include beliefs and practices, and personal features, divide two main types as a magic and experiential people’s beliefs. In this study we’ll focus on the qualities, differences and functions in everyday life of divine religion and folk beliefs and functions.

Bu çalışmada eğitime hizmet etmiş insanların bazı boyutlarıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nitel desenlenmiştir. Veriler kendi içinde betimlenmiştir. Veri toplama yöntemi, doküman incelemesidir. Toplamda 54 doküman incelenmiştir. Araştırmada Türk ve Dünya eğitim tarihine hizmet etmiş 50 insanın hayatı incelenmiştir. Veriler betimsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Türk ve Dünya eğitim tarihine hizmet etmiş insanlar öncelikle ilgili dokümanlara dayalı hayatları incelenerek kısa özetleri mevcut araştırmada verilmiştir. İkinci aşamada Türk ve Dünya eğitim tarihine hizmet etmiş insanlar çağlara göre ayrılmıştır. Üçüncü aşamada araştırılan insanlar, yaşadıkları bölge, yaşadıkları yıllar, hizmet alanları ve hizmet ettikleri sürede görev alanları başlıklarında incelenerek analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, eğitime hizmet etmiş insanların 15 tanesi edebiyatçı, 8 tanesi bilim insanı, 7 tanesi filozof, 6 tanesi devlet adamı, 4 tanesi sanatçı, 3 tanesi mutasavvıf, 4 tanesi eğitimci, 2 tanesi psikolog, 1 tanesi de sosyolog olduğu görülmektedir. Bu da göstermektedir ki, eğitim her alanda görev yapan tüm insanların, tüm insanlığın konusudur. Araştırma, eğitim tarihi ile ilgili derslerde yardımcı kaynak olarak değerlendirilebilir.

Purpose of this study is to examine such people served in education in certain aspects. The research was structured quantitatively. Data was described in their own. Data collection method is document analysis. Total 54 documents were examined. Life of 50 people served in the Turkish and World educational history was examined in the research. Data was analyzed by descriptive analysis method. Firstly, short summaries of lives of people served in the Turkish and world educational history were provided following examination based on the relevant documents. At the second stage, people who served in the Turkish and World educational history were divided by periods. At the third stage, searched people were analyzed by their residential area, years of life, service fields and titles of task areas in their terms of office. As a result of the research, it is seen that 15 of peopled served in education are in literature science, 8 of them are scientists, 7 of them are philosophers, 6 of them are politicians, 4 of them are artists, 3 of them are sufis, 4 of them are educators, 2 of them are psychologists and 1 of them is sociologist. It means that education is subject of all people serving in any fields, of entire mankind. The research may be utilized as an auxiliary source in lectures related to educational history.

Bu makale, Alevi kimliği üzerine sosyolojik bir değerlendirme çabasını içermektedir. Burada öncelikle Alevi inancının teolojik temelleri ve bu temellerin tarihsel ve kültürel gerçekliği, özelde de Türk Aleviliğinin kimliği ve Sünni gelenek karşısında eleştirel tutumu üzerinde durulmuştur. Alevi ve Sünni mezhepleri arasındaki tarihsel/kültürel çatışmalar, Aleviliğin sadece heterodoksi bir mezhep kültü olmadığını, aynı zamanda kendine özgü değerleri, ritüelleri ve inançları olan, tarihsel olarak da güçlü bir gelenek ve mirası barındıran bir yaşam pratiği olduğunu göstermektedir.
Nitekim Türkiye’de yaşayan Alevililer, kendilerini her ne kadar dini bir kimlikle tanıtmaya çalışsalar da, muhalefet anlayışları, mevcut siyasal düzene karşı tutumları, siyasal tercihleri ve öncelikleri açısından dini kimliğin ötesinde bir varoluş biçimini ortaya koymuşlardır. Bu varoluş biçiminin neler içerdiği, özellikle de Aleviliğin tarihsel kökeni, kültürel kimliği ve en önemlisi dinsel görüngülerinin neler olduğu soruları, bu makalenin başlıca konularını oluşturmuştur.

The article contains an effort for a sociological assessment of an Alevi identity. Here, first the theological pillars of the Alevi belief and the historical and cultural reality of these pillars, and in detail the identities of Turkish Alevis and their criticizing behaviour against the Sunni tradition are mentioned. The historical/cultural conflicts between Alevi and Sunni sects demonstrate that Alevism is not only a heterodox cult of sect, but also a life practice containing strong customs and legacies historically, having its own values, rituals and beliefs.
However, it can be said that the Alevis living in Turkey, despite their efforts to present themselves with a religious identity, they try to exhibit an existence by their opposition concept, manners towards the current political order, political choices and initiatives; apart from this religious identity. What this existence includes, especially the historical roots of Alevism, its cultural identity, religious phenomena and most importantly their political expectations constitute the main subjects of this article.

Büyük İpek Yоlu ifadesi ilk olarak milattan önce meşhur Çin seyyahı Çjan Syan’ın yolculuğundan sоnra mеydana gelmiş kervan yоlu olarak tarihe geçmiştir. Daha sonraları bu ifade iletişim sistеmlerini, Asya, Akdeniz bölgesini ve Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkileri anlatmakla yеni bir anlam kazanmıştır.
Büyük İpek Yоlu’nun yaklaşık 20.000 kilоmеtresi, Türklerin yaşadığı coğrafyada uzanmaktadır. Dünya ticaretinin şah damarı sayılan İpek Yоlu’nun esas ana hattı sayılan ve Çin ile Bizans’ı birleştiren büyük ticaret yоlu, en aktif döneminde Türklerin elindeydi.

The expression of the great Silk Road first came from the famouse Chinese traveler Çjan Syan before the BC and is now known as Kervan Road. Later, this expression gained a new meaning between Asia, the Mediterranean and the European countries.
An estimated of 20 000 km of total length of the Great Silk Road passed the Turkish peoples settled lands. The Silk Road that was considered as the Jugularvein major trade route that was connecting China and Byzantium was in Turks hands.

Bu çalışma, Saros Körfezi kıyılarında su altı dalış turizmini çeşitli boyutlarıyla gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. Saros Körfezi kıyılarında su altı dalış turizmi kıyı turizmine paralel bir gelişim göstermektedir. Saros Körfezi kıyılarında su altı dalış turizmi, turizm sezonunun uzaması ve turizmin uluslararası bir boyut kazanması için üzerinde durulan en önemli turizm çeşididir. Makalede Saros Körfezi kıyılarında su altı dalış turizmini etkileyen coğrafi etkenler, çekicilik yaratan faktörler, dalış mevkileri ve karakteristikleri ele alınmaktadır. Bununla birlikte araştırmada Saros Körfezi’nde su altı dalış turizminin gelişimi, uluslararası boyut kazanması için yapılan çalışmalar ve yaşanan sorunlar irdelenmektedir. Son olarak da Saros Körfezi’nin su altı dalış turizminde çekicilik yaratan unsurlarının korunması ve su altı dalış turizminin daha fazla gelişmesi için öneriler getirilmektedir.

This study aims at revealing underwater diving tourism on the coasts of the Gulf of Saros in respect of various aspects. Underwater diving tourism on the coasts of the Gulf of Saros has made a parallel progress to the coastal tourism. Underwater diving tourism on the coasts of the Gulf of Saros is the most important tourism variety on which is put emphasis so that tourism season may extend and tourism may acquire an international dimension. In the survey, the geographical factors which affect the underwater diving tourism, the motivations which create and glamorousness, the diving locations and characteristics on the Gulf of Saros have been dealed. On the other hand, in the survey carried out and the problems experienced have been examined extensively so that the development of the underwater diving tourism in the Gulf of Saros may acquire an international dimension. Finally, suggestions and recommendations are made so that the elements that create charm and fascinations may be protected in underwater diving tourism of the coasts of the Gulf of Saros and underwater diving tourism may be developed considerably.

Türkiye’nin Güneybatı Anadolu Bölgesi’nde kıyıya paralel olarak uzanan Toros Sıradağlarının Akdeniz’e bakan güney yamaçlarında bulunan kırsal yerleşimler geleneksel Anadolu mimarisinin zengin örneklerini sunmaktadır. Alanya kent merkezinin yaklaşık 10 km. batısında, Toros sıradağlarının kıyı bandına yaklaştığı bölgedeki bir yamaç üzerinde konumlanan İncirkırı Mevkii’nde “Alara” olarak adlandırılan yerleşim merkezi bu örneklerden biridir. Bu çalışmada yerleşimin fiziksel dokusu hakkında genel bilgiler verilerek bu dokudan seçilen tipik bir konutun detaylı incelemesiyle mimarinin doğa-kültür ilişkisindeki rolü hakkında değerlendirmeler yapılmaktadır.
2010 Ocak ayı itibarı ile 7 adet haneden oluşan yerleşimde yapılan yerinde tespit çalışmaları neticesinde geleneksel Türk mimarisinde çevre-kültür ilişkileri hakkında açıklayıcı fikirler veren mimari örneklere ulaşılmıştır. Ortak bir mekânsal tipolojiye sahip olan bu örnekler, yönleri, eğimli araziye yerleşim biçimleri, kapalı-yarı açık ve açık mekânlar arasındaki geçirgenlikleri, mekânsal organizasyonları, işlevsel şemaları, doğal malzemeleri kullanım biçimleri ve yapı teknikleri açılarından yöreye has mimari özellikler yansıtmaktadır.

The rural settlements situated at the South-facing outskirts of the Taurus Mountain Chain of Southwestern Turkey constitute rich examples of traditional architecture of Anatolia. “Alara”, is an example for these kind of settlements. Its location is at 10 km. to the west of Alanya. It is situated at the region called “İncirkırı,” which is marked by a South-facing hillside where the Mediterranean coast comes closer to the Mountains. This study explores the role of architecture in the nature-culture relations through a detailed analysis of a typical dwelling selected amongst the architectural units of the settlement.
As a result of our research undertaken during January 2010, it is found out that the small rural settlement is composed of seven dwellings which give comprehensive information about the nature-culture relations in traditional Turkish architecture. The dwellings, which have a common typological layout, reflect site-specific architectural features related with theri directions, settlement patterns on the sloppy terrain, fluency between closed, semi-closed and open spaces, spatial organizations, functional diagrams, use of materials and construction techniques.

Fettahoğulları, Oğuz coğrafyasının hemen her köşesine yayılmıştır. Osmanlı Dönemi kayıtlarında Fettah, Fettahlı / Fettahlu, Fettahlıgil, Fettahoğlu ve Fettahoğulları olarak geçmektedir. İran’ın Horasan şehrinden 700’lü yıllarda başlayan yolculukları, öyle anlaşılmaktadır ki yüzlerce yıl sürdükten sonra Viyana’ya kadar uzanmıştır. Oğuzların Bayındır boyu, Ağcakoyunlu oymağına mensup aileye Türkiye’nin yaklaşık kırk ili ile Türkmenistan, Azerbaycan, İran, Irak, Suriye, Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya ve Kosova’da rastlamak mümkündür. Fettahoğulları’nın Kahramanmaraş ve Osmaniye çevresine yerleşen bölümü, 1918’de Çukurova’nın Fransızlar tarafından işgal edilmesi sürecinde düşman kuvvetleri karşısında örnek bir mücadele sergilemişlerdir. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile birlikte hareket ederek Fransız ve Ermenileri bu bölgeden çıkarmada çok önemli rol oynamışlardır. Daha sonra Batı Cephesi’ndeki mücadeleye de katılmışlar, Yunanlıları Türkiye topraklarından çıkarmada büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Bu başarılarından dolayı aile mensuplarını Türkiye Büyük Millet Meclisi, dolayısı ile Mustafa Kemal Atatürk, İstiklal Madalyaları ile ödüllendirmiştir.

 

Fettahogullari has overrun everywhere in Oghuz’s places. They have been named in recorded sources as Fettah, Fettahlı / Fettahlu, Fettahlıgil, Fettahoğlu and Fettahgullari during Ottoman Empire period. It can be understood clearly that their journey had been started from Khurasan in Iranian since 700 and spreaded go back to Vienna. Fettahogullari that belonged to Oghuz’s Bayındır and Agcakoyunlu tribes has been spreaded go back to Turkmenistan, Azerbaijani, Iranian, Iraq, Syria, Western Thrace, Bulgaria, Macedonia, Kosovo and 40 different countries of Turkey. Fettahogullari that has placed Kahramanmaras and Osmaniye has been fought against Frenchman in 1918. Mustafa Kemal Atatürk and his fellow shoulder have taken an important role in fight off Frenchman and Armenians. After than, they have crusaded at western front and driven back Greeks. For rewarding these achievements Grand National Assembly of Turkey, before it Mustafa Kemal has been remunerated them with Indepence Medals.

Kommunikation wird häufig als Austausch von Informationen zwischen zwei oder mehreren Personen beschrieben. Menschen als soziale Lebewesen können ihren Kommunikationsbedarf mit sprachlichen sowie außer sprachlichen Mitteln decken. Um zu kommunizieren, braucht man Sender und Empfänger sowohl auch Symbole mit gleichen Bedeutungen. In traditionellen Lehrmethoden für Fremdsprachen gebraucht ein Lehrer in der Klasse ein Kommunikationsmittel, das den Schülern unbekannt ist, und versucht zu erklären, wie dieses Mittel funktioniert. In dieser Hinsicht besteht kein richtiger Empfänger und kein lebendiger Kommunikationsmuster, den sich die Schüler Muster nehmen und nachahmen können.
In der Klasse, wo die Ansprechpartner-unterstützte Lehrmethode durchgeführt wird, befinden sich ein Lehrer und eine Person, die sowohl die Zielsprache und Kultur als auch die Muttersprache und Kultur der Schüler beherrscht und dem Lehrer als Ansprechpartner in der Klasse hilft.
Zur Anwendung dieser Methode wurden zwei Anfängerklassen ausgewählt; eine dieser Klassen wurde als Kontrollgruppe und die andere als Experimentgruppe bestimmt. Als Ansprechpartner in der Klasse wurde eine Fremdsprachen Studentin beauftragt, die selbst in einem anderen Land geboren und aufgewachsen ist, dessen Sprache, die ja auch unsere Zielsprache ist, als Muttersprache spricht. Am Ende der Anwendung wurde festgestellt, dass diese Methode auf die Schüler oder Lerner der Sprache positiv einwirkte, indem der Schülererfolg zunahm, die Studententeilnahme am Unterricht stieg, und eine stressfreie Lernatmosphäre entstand.

Communication is defined as the exchange of information between two or more people. Human, as being social existence meet their need of communication by using linguistic or non-linguistic symbols. The realization of communication requires both, sender and receiver as well as the use of symbols with same meanings. Traditional foreign language teaching the teacher generally applies and tries to explain a means communication unfamiliar to the student. In this case, the communication neither has a real receiver nor does there a vivid communication example exist that the students could imitate.
In classes where the Communication Assistant Based Foreign Language Teaching Approach is applied there is a teacher and an assistant who are familiar with the target language and culture as well as the mother tongue and culture of students. For an application of this approach two beginner classes were determined; of which one became the experimental and the other the control group. A student born and raised in a country where the target language is spoken is assigned as a communication assistant. At the end of this application it was determined that this approach had a positive influence on the learner in that the students’ achievement and their participation and besides it had provided a stress free teaching atmosphere.

Farklı söylem türlerinin yer aldığı Anna Seghers’in “St. Barbaralı Balıkçıların İsyanı” adlı romanında, betimsel metinlerin işlevlerini saptayarak, romana değişik bir açıdan bakabilmek, değişik bir yorum getirebilmek bu yazıda ulaşılmaya çalışılan asıl amaçtır. Seghers, romanında kullandığı betimsel metinler yoluyla olaylar, insanlar ve olgularla ilgili okur üzerinde sarsıcı etkiler ve izlenimler oluştururken, aynı zamanda imgesel bir dünyanın kapılarını da aralar. Romanda yer verilen betimsel metinlerin, Seghers’in gerçekçi yazın sanatıyla örtüştüğü, toplumsal sorunları yansıtmada yazara büyük kolaylıklar sağladığı saptanır. Özellikle olayların geçtiği çevre betimlemeleri, insanların içinde bulundukları ruhsal durumların ve karşı karşıya oldukları sorunların daha iyi anlaşılmasına büyük katkılar sağlarlar.

The main purpose of this essay is to provide a different interpretation of Anna Seghers’ “St. Barbaralı Balıkçıların İsyanı”. The novel that bears various discourses is examined on the basis of the function of descriptive texts. Seghers through the descriptive texts about people and events creates staggering impressions on the reader and opens the door to an imaginary world. Seghers with realist narrayive techniques is able to reflect social problems. Especially the environmental descriptions help to understand the psyche of the characters.

Doğum biyolojik bir olgu olduğu kadar sosyal/kültürel bir olgudur. İnsan yaşamında belli başlı üç “geçiş dönemi” olan doğum; evlilik ve ölüm aşamalarının birincisidir. Bu nedenle doğum sadece sağlık bilimlerinin değil, antropolojinin bir dalı olan medikal antropoloji ve halkbilim (folklor) un da üzerinde durduğu bir konudur.
İnsan doğumu, insan beyninin gelişmişliği -başının büyüklüğü nedeniyle- gerçekte gelişimini tamamlamadan gerçekleşmektedir ve insan bebek doğumda tek başına yaşamda kalamayacak kadar çaresizdir. Bu durum doğum ve bebeğin bakımında kültürel niteliğin etkisini artırmaktadır. Bu nedenle doğum ve ona bağlı gelenekler, toplumun yaşam görüşü ve kadına karşı tutumu hakkında fazlasıyla ipucu içerirler (Antropoloji Sözlüğü, 2003: 237).
Bu çerçevede; doğum sonu dönemle ilgili olarak Türk ve farklı kültürlerde yer alan geleneksel inançlar ve uygulamalar karşılaştırmalı olarak gösterilmeye çalışılmıştır.

Birth is a social/cultural phenomenon as well as a biological phenomenon. Birth is the first phase of main “transition periods” in human life; birth, marriage and death phases. Because of this it is a subject that not only medical sciences but also folklore and medical anthropology which is a branch of anthropology deals with.
In fact, human birth occurs before the development of human brain – due to big size of head – does not complete its growth and baby human is helpless as he or she alone cannot survive during the birth. This situation increases the effect of cultural quality in baby care. Thus, birth and engaged traditions largely give clues about view of life of society and attitude towards women (Dictionary of Anthropology, 2003: 237).
In this context; in relation to postpartum period, traditional beliefs and practices in Turk and different cultures is studied comparatively.

Bu çalışmada Hıristiyan Batı geleneğinde yapılan görgül çalışmalarda elde edilen “kadınların erkeklerden daha dindar” olduğu şeklindeki bulguların Türkiye’de de geçerli olup olmadığı araştırılmıştır. Bu amaçla ağırlıklı olarak üniversite öğrencilerinden oluşan, farklı örneklemlerle yapılmış 11 ayrı araştırmanın veritabanlarında yer alan sonuçlar incelenmiştir. Dindarlık kavramı üç ana boyutta ele alınmıştır. Kesin Dindarlık (veya inanç/dünya görüşü), Gerilimli Dindarlık (veya inanç/dünya görüşü) ve Dini Açıklık (veya açık inanç/dünya görüşü). Kesin dindarlık bakımından çalışmaların yaklaşık yarısında anlamlı bir sonuç elde edilememesine karşılık, anlamlı bulgular kadınların kesin dindarlık boyutunda erkeklerden daha dindar oldukları olgusunun genel olarak Türkiye ortamı için de geçerli olduğunu ortaya koymuştur. Diğer taraftan kadınların daha fazla dinsel kaygı ve belirsizlik yaşadıkları ve aynı zamanda diğer dinlere yönelik daha hoşgörülü ve açık oldukları saptanmıştır. Buna karşılık erkeklerin “bir inanç/dünya görüşü” konusunda daha fazla gerilim ve dönüşüm yaşadıkları gözlenmiştir. Erkeklerin dinin bilişsel ve bir bütün olarak dünya görüşü yönüne, kadınların ise dinin daha ziyade duygusal ve ilişkisel boyutuna önem verdikleri yönünde anlamlı ipuçlarına rastlanmıştır.

In this study whether the robust finding regarding the superiority of women on men in terms of religiosity reported in studies done in Christian tradition is valid for Muslim society or not was researched. The data obtained from 11 different studies conducted mostly with university samples were studied. Religiosity was tracked in three main variables: Absolute Religiosity (or faith/worldview), Religious Tension (or tension in faith/worldview), and Religious Openness (or openness in faith/worldview). In terms of Absolute Faith, whilst nearly half of the studies were found statistically non significant, the other half confirmed that women are more religious than man as it was reported in Christian tradition. In addition, women were found to be experiencing more tension and uncertainty on their religion (but not on faith/worldview) and are more tolerant and open to the faith or religion of those who do not belong to their own. However, men tend to be experiencing more transformation, tension and uncertainty concerning their faith/or wordview. The results indicate, with less certainty, that men are interested in cognitive and wholistic aspect of their religion or faith whilst women are more interested in emotional and relational dimensions of their faith.

Ülkelerin kalkınmasında sanayileşmenin önemi büyüktür. Sanayileşmenin gelişmesi ise mevcut bulunan doğal kaynakların rezervlerinin planlı, verimli ve akılcı kullanılmasıyla mümkün olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Kalkınmasını gerçekleştiren sanayileşmiş, gelişmiş ülkeler; ya kendi yer altı kaynaklarını yada başka ülkelerden aldıkları maden ham maddeleri ithal ederek sanayilerini ileri düzeye götürdükleri bir gerçektir. Ülkemizin de gelişmesini sürdürebilmesi için yeraltı kaynaklarını değerlendirmesi gereklidir. Ülkemizde bu yer altı kaynaklarının bulunduğu önemli bir sahada Hekimhan ve Kuluncak (Malatya) ilçeleri çevresindeki demir ve krom yataklarıdır. Hekimhan ve Kuluncak ilçeleri çevresinde ki maden ocaklarının işletimi özel sektöre ait firmalar tarafından yürütmektedir. İnceleme alanında bulunan rezervler başta ülke ve yöre ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. Araştırmamızda çalışan ocakların Maden üretimi yapıldığı dönemlerinde faal nüfusun istihdamına ne oranda katkıda bulunduğunun araştırılması hedeflenmektedir. Ayrıca Çalışmamızda Hekimhan ve Kuluncak (Malatya) ilçeleri çevresinde bulunan maden yataklarının üretim miktarları, çıkarılan madenlerin nerelerde değerlendirildiği, çıkarım ve ulaşım faaliyetleri sırasında çevreye, doğal zenginliklere ve kültürel varlıklara, etkilerinin olup olmadığının araştırılmasını amaçlanmaktadır.
Hekimhan ve Kuluncak (Malatya) ilçeleri çevresinde bulunan maden yataklarının tenörleri 25-56 fe arasında değişmekte ve özellikle düşük tenörlü cevher rezervinin büyük miktarlarda olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle cevher zenginleştirme ve paletleme tesislerinin biran önce yapılması, maden ocaklarını işletilebilir karlılık düzeyine ulaştıracağı düşünülmeli ve planlanmalıdır. Bu tesisler faal nüfusun istihdamı açısından önemli olacak ve etkileyeceği birçok ekonomik faaliyet kollarıyla yörenin kalkınmasına imkan sağlayacaktır.

Industrialization has an important place in the development of a country. The development of the industrialization depends on using natural resources planned, profitable and reasonable. Developed countries, use either their underground sources or import raw mine materials to improve thier industrialization level. Our contra should benefit from its underground resources to maintain its development. One of the important areas having underground resources are iron and chromium stratum in the surrounding area of Hekimhan and Kuluncak towns in Malatya. They are operated by private companies and they provide important advantages to the economic development of the country. The aim of this research is to determine the contribution of these resources to the employment of the active population in this area during the production of the mine. We tried to search how these minerals are used. We also searched whether they affect the natural wealth and historical ruins in the area during the transportation activity. The tenor of mineral stratum of these areas change between 25-56 fe and it is stated that there is plenty of low tenor reserves. So the small establishment should be planned and made active to use these mines more profitable. This will help both the employment of the people living in surrounding area and the development of these towns.

Türkiye’de her yıl binlerce tarım işçisi, ekim/dikim, çapa, hasat dönemlerinde, başta Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri olmak üzere, oluşan iş gücü talebini karşılamak için, çoğunlukla, Ege, İç Anadolu, Karadeniz ve Çukurova Bölgelerine göç etmektedir. Gezici ve/veya geçici mevsimlik tarım işçileri olarak tanımlanan bu iş gücü ile iş gücü talebi olan tarımsal işletmeler arasında ücret karşılığı ilişki kuran, yörelere göre dayıbaşı, elci, çavuş olarak isimlendirilen tarım aracıları bulunmaktadır.
Mevsimlik tarım işçileri, genellikle, taşıma, barınma, sağlık, temizlik, eğitim, sosyal güvenlik gibi olumsuz yaşam şartları ve çalışma ortamlarıyla gündeme gelmektedir. Son yıllarda söz konusu problemlerin çözümü için yasal düzenlemeler yapılmakta; mevsimlik tarım işçilerinin hakları güvence altına alınmaya çalışılmaktadır.
Bu çalışma, Giresun ve çevresinde fındık toplamak için gelen mevsimlik tarım işçileri ile işveren ve aracılar arasında karşılıklı güvene dayalı oluşan ve yıllardır devam eden enformel ilişkiler sisteminin yapısını ve işleyişi konu edinmektedir. Nitel araştırma yönteminin tercih edildiği çalışmada yüz yüze görüşmeler ve katılımlı gözlemlerle elde edilen veriler betimlenmiş ve diyagramlarla somutlaştırılmaya çalışılmıştır.

In Turkey, thousands of agricultural labors immigrate for needs of agricultural labor, in planting, weeding and harvest seasons, to Aegean, Central Anatolia, Black Sea and Çukurova Regions from East and South-East Anatolian Regions every year. Agricultural agents, called dayıbaşı, elci and çavuş according to territory, relate to agricultural labor, called mobile and/or temporary seasonal labor and agricultural holdings those need agricultural labor, with a fee.
Seasonal agricultural labors, generally, come up negative living conditions and work environment, such as transport, shelter, health, hygiene, education, social insurance. In the last years, for solutions of the related problems, legal regulations have been made; the rights of the agricultural labors have been studied for guarantee by the government.
The subject of this study is system of informal faith-based relation’s structure and process between agricultural labors those come to Giresun and its region for harvesting hazelnut, employer and agricultural agency. In this study, it is preferred qualitative method, data, obtained by use of interviews and field observations had been described and concreted with diagrams.