Cilt: 15 - Sayı: 3

ZEITSCHRIFT FÜR DIE WELT DER TÜRKEN

Son Sayı: Aralık 2023

Makaleler

Literatürde -k- eki isimden fiil, fiilden isim, fiilden fiil yapma ekleri arasında tanıklanır. Söz konusu ekin dil bilgisindeki yeri; anlam ve işlevleri üzerine inceleme yaparak belirlenebilir. Anlam ve işlev tespitinde ekin bir cümlede kullanıldığı bağlamda taşıdıkları anlamları tespit etmek önem arz eder. Bu amaçla; kök ya da gövde hâlindeki fiillere eklenen k- ekinin oluşturduğu yeni fiillerde anlamın nasıl değiştiği, meydana gelen yeni fiillerin kullanım alanları ve özellikleri çalışmamızda ele alınacaktır. Anlam değişimlerinin tespiti sonucunda oluşan anlamsal nitelikler teoride yeni veriler ortaya koyabilir. Eski Türkçede -k- eki, fiillerin bir kısmında edilgenlik bir kısmında dönüşlülük, bir kısmında ise türetimlik ve pekiştirme işlevleri ile ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada -k- ekinin kullanıldığı bağlamlardan hareketle fiile kattığı dönüşlülük, edilgenlik, türetimlik ve pekiştirme fonksiyonları anlam ve işlev bakımından incelenecek, söz konusu ekin çatı eki olmamasına rağmen bazı durumlarda çatı gibi davranması konusu ele alınacaktır. Bu şekilde -k- eki yapısal, işlevsel ve anlamsal yönden çözümlenmeye çalışılacaktır. 

Bu çalışmada, ilk Türk lehçeleri sözlüğü Dîvânu Lügâti’it-Türk ve İslami dönem Türk edebiyatının ilk ve en çok söz varlığı barındıran eseri olan Kutadgu Bilig’den hareketle sınırlı verisi ile Trabzon ve yöresi ağızlarının söz varlıkları incelenmiş ve bu eserlerin Trabzon ve yöresi ağızlarındaki izleri takip edilmiş ve tanıklanmış, böylece ortak kültür mirasına katkı sunmaya çalışılmıştır. Yaklaşık bin yıl önce yazılan Türkçenin bu iki şaheserinin söz varlıkları, Trabzon ve yöresindeki söz varlığıyla karşılaştırılmış, tarihî ve coğrafî değişime ve mekân farklılığına rağmen, söz varlığı yönünden birçok ortaklık tespit edilmiştir. Böylelikle bin yıllık süreçte, coğrafi ve kültürel değişiklikler nispetinde devamlılık ve ortaklıklar aranmıştır.

            Trabzon ili ve ağızlarında tespit edilen söz varlığı malzemesi için Necati Demir’in üç cilt olarak basılan Trabzon ve Yöresi Ağızları adlı kitabının sözlük bölümü başta olmak üzere Derleme Sözlüğü’nde yer alan Trabzon ve yöresine ait sözcükler, İren Ertem’in Trabzon Çepni Ağzı ve Meligül Günaydın’ın Trabzon/Tonya Ağızları Örneğinde İşlevsel Bir Ağız Sözlüğü Oluşturma Denemesi adlı yüksek lisans tezleri ile yazarın yöre ağzına ilişkin kendi derlemeleri (YKD) temel başvuru kaynaklarıdır. Kutadgu Bilig için Arat, Dîvânu Lügâti’it-Türk için ise Ercilasun-Akkoyunlu’nun dizinleri tercih edilmiştir.

In the field of Azerbaijani computer linguistics, we still need to conduct in-depth research on corpora and take advantage of the experiences of many advanced corpora in the world. In order to represent all the possibilities of the language in the corpus, a very large working group, language specialists and IT (information technology) specialists with computer knowledge should be involved. Recently, it is not at all surprising that in a number of countries around the world corpus is used not only for research purposes, but also in the teaching process. Teachers should be able to involve students in the use of the corpus in the teaching process. In particular, during the teaching of foreign languages, examples brought from different dictionaries to explain the shades of meaning of any word in the vocabulary of that language will play the role of an indispensable source for mastering that word. Considering these or other advantages, we should further improve the corpus of the Azerbaijani language and ensure its effective use in teaching.

İnsanlığın ilk dönemlerinden itibaren “barınma/korunma”, insanın temel ihtiyaçlarından biri olmuştur. Bir barınma/korunma türü olan “çadır”ın zamanla toplumlara göre işlevleri de değişmiştir. Türklerin günlük hayatındaki işlevlerinin yanı sıra mitik algıda ve kültürel kodlarda da kendini konumlandıran “çadır”, birçok edebî eserde farklı şekillerde ve anlamlarda kullanılmıştır. Bu çalışmada, metin tarama ve metin merkezli halk bilimi yöntemleri kullanılmıştır. VIII. yüzyıldan XVIII. yüzyıla tarihî Türk lehçelerine ait dil eserlerinde “çadır” kelimesinin hangi şekillerde ve anlamlarda kullanıldığı, hangi işlevlere sahip olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen veriler ile Türklerin kültürel bellekte kentsel ve kırsal bireyin hafızasındaki çadır algısını ve buna bağlı olarak doğa ile kurduğu ilişkinin doğallığını veya yapaylığını anlamak, “çadır” kelimesinin anlamlarından yola çıkarak da sosyal ve kültürel kodlarını halk bilimi bağlamında analiz etmek amaçlanmıştır. 

 

Bu makale mit, mitoloji terimlerinin kökeninden hareketle, Ccmbıl Cabayev ve Ziya Gökalp’in bu unsurların şiirlerinde nasıl ele aldıkları tartışılacaktır. Türk dünyasında yaygın olan mitler arasınında  yer, su ve gök unsurlarına ait mitolojik göstergelerin özellikleri ve benzerlikleri Cambıl Cabayev ve Ziya Gökalp şiirlerinde hareketle ele alınmaktadır.

Türk mitolojisinde önemli bir yere sahip “Toprak” kavramının kökeni hakkında bilgilere Orhun anıtlarında rastlamaktayız. Bu metinler, kavramın efsanevi doğasını analiz etmektedir. Türk dünyası ve Kazak edebiyatında “dünya toprağı” kavramı, büyük burhan dönemden kaynaklanmaktadır. Bu kavram, dünyadaki cennete bensetilmektedir. Toprak-yer, bağımsızlıktan sonra Kazak ulusu için barış, özgürlük, anlamını taşır. Kazakların Homer’i olarak bilinen Cabayev'in şiirlerinde “yer” kavramı “cennet” kavramı ile birlikte ele alınırken, Ziya Gökalp toprağı kutsal yer olarak ifade eder.

Ziya Gökalp, eserlerinde mitolojik unsurlardan yararlanır ve özellikle vatan kavramına özel bir anlam yükler. Onun şiirlerinde ve yazılarında tıpkı Cabayev’in eserlerinde olduğu gibi vatan kavramı özel bir anlama sahip olur. Ziya Gökalp'in vatan konulu şiirlerinde bulunan mitik örneklerin sayısının çok olduğu görülür. Cambıl Cabayev ve Ziya gökalp'in karakteristik özellikleri ve ortak unsurları karşılaştırmalı olarak ele alınıp ilgili sonuçlar çıkarılacaktır.

Dil bilgisi, kısaca dili ses, şekil ve cümle yapısı açısından inceleyen ve bunlarla ilgili kurallar koyan bilim dalı olarak tanımlanabilir. Dil bilgisi öğretimi, öğrencilerin bir dilin seslerini, şekillerini ve cümle yapılarını belirli bir şekilde anlamalarını, böylece o dili etkili ve doğru kullanmalarını sağlayan etkinlikleri içerir. Bu nedenle dil bilgisi öğretimi öğrencilerin etkili bir şekilde anlama ve ifade etme becerilerini kazanmalarını destekleyici bir alan olarak değerlendirilebilir. 

Avrupa Dil Portfolyosu dil bilgisinin dinleme-izleme, konuşma, okuma ve yazma gibi temel becerileri destekleyen bir kurallar dizisi olduğunu belirtmektedir. Bu bakımdan dil bilgisi eğitimi, insanlara bazı kuralları ezberletmeyi değil, kuralları anlamalarına ve bunları anlama ve anlatma becerilerine uygulamalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda metinler dil bilgisi öğretiminin sezdirilerek öğretilmesinde önemli bir yere sahiptir. Modern dil bilimin bir sonucu olarak metin, bir iletişim birimi olarak kabul edilmiştir. Dil yapıları metin oluşturmaya yönelik araçlardır. Bu nedenle dil eğitimi bu yapıları anlam yaratma işlevleriyle birlikte ele almalı ve metin odaklı dil bilgisi eğitimini temel almalıdır. 

Bu araştırmanın amacı yabancılara Türkçe öğretiminde kullanılan okuma metinlerinin dil bilgisi fonksiyonlarını ne ölçüde sezdirdiğiyle ilgilidir. Çalışmada Yeni İstanbul Uluslararası Öğrenciler için Türkçe Ders Kitabı (B1-B2) ile Yeni Hitit Yabancılar için Türkçe Ders Kitabı (B1-B2) kitaplarının okuma metinleri öğretilen dil bilgisi fonksiyonlarını nasıl yansıttığı karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmada doküman analizi yöntemiyle her iki kitabın dil bilgisi fonksiyonlarını yansıtmaktaki eksiklikleri tespit edilmiştir. 

 

 

Bu araştırmada insanlığın tarihi kadar köklü bir konu olan gülmeye değinilmiştir. Gülme insanın varoluşunun esasında duran en önemli meselelerden biridir.

Bu makalede edebiyyatta gülmenin önemi felyetonlar ekseninde araştırılmaktadır. Felyeton komik öğeler taşıyan edebi türlerden biridir. Yazarlar keskin gülüşten, hicivden yararlanarak dönemin problemlerini göz önüne sermiştirler. Bu açıdan felyetonlar büyük öneme sahiptir. Bu yazılarda felyetonistler yaşadıkları dönemin aktüel sorunlarına ışık tutmuş, problemleri ifşa ederek ve gülerek, ama keskin ve sert bir şekilde gülerek açığa çıkarmışlar. Felyetonlar ilk olarak Fransada meydana gelse de Azerbaycan matbuatında da pek çok felyeton basılmıştır. Özellikle 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında çeşitli gazete ve dergilerde felyeton türünde eserlere yer verilmiştir. Matbuat ve edebiyatın kurallarına uygun şekilde yazılan bu eserlerde dönemin çözüme kavuşması istenen sorunları ele alınarak ve mizahtan yararlanarak okurların beğenisine sunulmuştur.

Kazakistan’daki modern sosyokültürel, manevi süreçleri anlamak için geçmişten gelen kültürel mirasa atıfta bulunmamak imkânsızdır. Tüm insanlar gibi Kazak halkı da tarih boyunca manevi duygularını ve inançlarını birtakım kutsal değerlerle ilişkilendirmiştir. Bu kutsal ve manevi değerlerden en önemlileri Kazak halkının yaşam kültürüne İslamiyet’ten sonra giren kutsal mekânlar ve adak kültürüdür. İslamiyet’le birlikte Kazakistan’da kutsal sayılan çok sayıda ziyaret ve adak yeri ortaya çıkmıştır. Kutsal mekânlar ve adak yerlerinin kutsal dünyası etrafında gelişen mitolojik unsurlar; ulusal ve kültürel değerlerin oluşmasında, insanların mensubu bulunduğu toplum içinde etik bir norm oluşturmasında bir harç işlevi görmüştür. Benimsedikleri kültürel ananenin bir gereği olarak insanlar, değer verdikleri kişilere öldükten sonra bile saygı gösterilmesi gerektiğine inanmışlardır. Bu kişilere ait meskenleri, yerleri ve kabirleri ziyaret edip buralarda adaklar sunmuşlardır Ziyarette bulunulan adak yerleri ve oradaki kutsal mekânlar (evliya, veli, baba, ata vs olarak bilinen kişiler, yaşayış biçimleri ve kerametleriyle halkın gözünde ulu kişiler hâline gelmiştir. Çalışma alanında bulunan Güney-Kazakistan’da yer alan karakterlerinin bir kısmı tarihi kişilik, bir kısmı dini, bir kısmı da halk kahramanıdır. Bu insanların hem yaşamları boyunca hem de ölümlerini takiben gösterdikleri kerametler, insanların ziyaret etmelerine neden olmuştur. Türkler arasında yaygın olan adak kültürü ve ziyaret geleneği İslamiyet'in kabulünden sonra yaygınlaşsa da temeli İslamiyet öncesi dönemlere kadar uzanmaktadır. Eski kültür ve geleneklerinde "ata-baba", İslam kültüründe ise "veli" olarak anılan şeyh ve dervişler, İslam toplumunda her zaman sevilmiş, onurlandırılmış, ölümlerinden sonra efsaneleri ve türbeleri aracılığıyla ölümsüzleştirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında, Güney Kazakistan’da en çok ziyaret edilen adak yerleri ve kutsal mekânlar insanların bu yerleri ziyaret etme nedenleri ve ziyaretleri sırasında gerçekleştirdikleri ritüeller incelenmiştir. Dua niteliğinde olan ve bireysel ihtiyaçları karşılayan bu ritüeller, çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.

Küreselleşmeyle birlikte hayatımıza hızla giren tüketim kültürü, farklı uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Bunlardan biri de “arka plan müziği” dir. Bu çalışmanın amacı,  bireylerin gündelik hayatında önemli yer tutan tüketim kültürünün önemli ögelerinden biri kabul edilen arka plan müziğin, farklı parametreler üzerinden etkilerini ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla, alış-veriş merkezleri, restoranlar ve rekreasyon alanları gibi farklı tüketim mekânlarında çalınan arka plan müziklerin insanların tüketim davranışlarına etkisi üzerine yapılan ulusal ve uluslararası çalışmalar derlenmiştir. Çalışma kapsamında küreselleşme ve etkisi altına aldığı tüketici davranışları ile arka plan müziği kavramlarına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Çalışma bulgularından elde edilen sonuçlara göre müzik; tarihi süreç içerisinde olduğu gibi gündelik hayatta da farklı türlerde karşımıza çıkmaktadır. Kimi zaman etkileyen/öncü, kimi zaman destekleyici, kimi zaman da etkilenen/sonuç rolleri üstlenen müzik; dil, din, ırk ve cinsiyet kavramı olmadan, her yaştan ve her kültürden bireyin duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemektedir. Kısacası insan hayatında etkin bir rolü olan müzik, tüketim kültüründe de; atmosfere uygun olarak ruh hali yaratma, belirli davranışlar oluşturma, zaman geçirme ve motivasyon sağlama gibi güçlü bir potansiyele sahiptir. 

Bu çalışmanın amacı, müzik alanında önemli bir yere sahip olan transkripsiyon yöntemi ve becerisinin günümüzdeki kullanımına ilişkin internet ortamında yer alan çeşitli kaynakların belirlenmesidir. Araştırma sürecinde müzik transkripsiyonunun nasıl yapılacağı ile ilgili çevrimiçi eğitsel rehberlerden oluşan internet siteleri, müzik transkripsiyonu konusu ile ilgili iş ilanlarının bulunduğu çevrimiçi servisler ve müzik transkripsiyonunun sosyal medyadaki kullanımı ve paylaşımı incelenmiştir. Bu çalışmada tarama yöntemi kullanılmıştır ve betimsel niteliktedir. Müzik transkripsiyonuna ilişkin çevrimiçi eğitsel rehberler ve ücret karşılığı hizmet sunan transkripsiyon servislerinden örnekler seçilerek incelenmiş ve müzik transkripsiyonunun sosyal medyadaki kullanımı ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda müzik transkripsiyonu yapma sürecinde kullanılan yöntemler, yazılımsal araçlar ve işlem basamakları ile ilgili yönergelerin bulunduğu çevrimiçi eğitsel rehberlerin birbirlerine yakın öneriler içerdiği, transkripsiyonun önemli bir beceri olmasından dolayı çok sayıda internet servisi bünyesinde ücret karşılığı bir hizmet olarak sunulduğu, sosyal medya platformlarının müzik transkripsiyonlarının paylaşılması ve yayılmasında etkili olduğu görülmüştür.

Kültür, bir toplumun ortak duygularını ve düşüncelerini oluşturan geleneksel yaşam tarzı, fikir ve sanat eserlerinin tümüdür. Sürgün yaşayan toplumlar için kültürlerini koruyup kuşaktan kuşağa aktarmak zor olmuştur. Kırım Tatarları da tıpkı sürgün yaşamış diğer toplumlar gibi kültürel deformasyona uğramışlardır. Göç ettikleri yerlerde kültürleşme yaşamalarının da etkisiyle kültürel unsurları gün geçtikçe değişime uğramaktadır. Bu bağlamda Kırım Tatarlarının göç ettikleri yerlerde kültürel bağlarını kuvvetlendirecek çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışmada Kırım Tatarlarının kültürel unsurlarından biri olan müzikleri ele alınmıştır. Kırım Tatar müziği ile Türk müziği arasındaki teorik bazı benzerlik ve farklılıklar tarama yöntemi ile tespit edilmiş ve betimsel araştırma modeli kullanılmıştır. Müzik unsurunun alt başlığı olarak yırları (türküleri) ele alınıp, müzik eğitiminde kullanımı uygun olacak şekilde seçilen Kırım Tatar halk türkülerinin başlangıç seviyesi piyano metodu üzerinde çocuklara öğretimi ile toplumun kültürünün en genç nesillerden başlayarak öğretilmesinin hem Kırım Tatarları hem de  Türkler için daha kalıcı etkiler yaratacağı düşünülmektedir. 

Bu araştırmanın amacı, müzik yeteneği ile ilgili Türkçe ve İngilizce dillerinde yazılmış makale, yüksek lisans ve doktora tezlerinin çeşitli değişkenler aracılığıyla bibliyometrik analizini çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda veriler; YÖK Ulusal Tez Merkezi, Dergi Park, TR Dizin, Yıldız Teknik Üniversitesi EBSCO EDS, Google Akademik ve ProQuest veri tabanları kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada, bibliyometrik araştırma deseni kullanılmıştır. Veri tabanlarında aramalar; Türkçe olarak müzik, müzikal, müziksel ifadeleri ile yetenek, beceri; İngilizce’de ise, music, musical ifadelerinin ability, talent ve skills  ifadeleriyle çeşitli kombinasyonları oluşturularak yapılmıştır. 10.09.2023 tarihinde yapılan son literatür taraması sonucunda 344 tez ve makaleye ulaşılmıştır. Araştırmalar Türkiye (n=103) ve diğer (n=241) olarak gruplandırılmıştır. 1916-2023 yılları arasını kapsayan araştırmalardan, en çok araştırmanın 2017-2023 yılları arasında (n=104) yapıldığı; Türkiye’de ise 1990-2023 yılları arasını kapsayan araştırmalardan, en çok araştırmanın ise 2007-2012 yılları arasında (n=28) yapıldığı, en çok makalenin  Psychology of Music dergisinde yayınlandığı, Türkiye’de en fazla Gazi Üniversitesi’nde bu konuyla ilgili lisansüstü tez yazıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, metin madenciliği analiziyle araştırmaların başlıkları incelenmiş ve kullanılan en çok 10 kelime belirlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda başlıklarda, en çok “eğitim” (n=72) kelimesinin kullanıldığı bilgisine ulaşılmıştır.

Bu çalışma Elazığ İli’nin Sivrice İlçesi’nin içerisinde yer alan Hazar Gölü Tabiat Parkı’nın rekreasyon potansiyelini belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Ülkemizde bulunan tabiat parklarının rekreasyon potansiyelini belirlemesinde bir ölçüt olarak kullanılan Gülez yöntemi kullanılmıştır.Gülez’in geliştirdiği yönteme göre Hazar Gölü Tabiat Parkı’nın rekreasyon potansiyelini değerlendirilmiştir. Hazar Gölü Tabiat Parkı’nın rekreasyon potansiyelin belirlenmesi için yılın farklı dönemlerinde çalışma alanına birçok kez gidilip tabiat parkı içerisinde yerinden gözlemler yapılmıştır.Gülez’in Ormaniçi Rekreasyon Potansiyelinin Saptanması başlıklı makalesinde yer alan ormaniçi rekreasyon potansiyelini değerlendirme formuna göre yapılan değerlendirmeler Hazar Gölü Tabiat Parkı’nın rekreasyon potansiyelinin %85 olduğu sonucuna varılmıştır.Rekreasyon alanı içerisinde yer alan mevcut günübirlik kullanım alanlarında yapılacak iyileştirmeler ve düzenlemelerin yapılması Hazar Gölü Tabiat Parkı’nın mevcut rekreasyon potansiyelini olumlu yönde artıracaktır.

Kaynaştırma, öğrencilerin farklı ihtiyaçlarına ve yeteneklerine saygı duyan bir eğitim yaklaşımı olarak kabul edilmektedir. Birçok ülke, öğrencilerin farklı yeteneklere sahip olduğunu kabul ederek, kaynaştırma eğitimine büyük önem vermektedir. Bu araştırma, dünya genelinde okul öncesi eğitimde kaynaştırma uygulamalarının farklı ülkelerdeki çeşitli yaklaşımlarını incelemeyi hedeflemektedir. Araştırmanın yöntemi, doküman incelemesini temel almakta ve dünya genelindeki farklı ülkelerdeki okul öncesi dönemdeki kaynaştırma politika ve uygulamalarını karşılaştırmak için akademik makaleler, resmî belgeler ve raporlar gibi kaynakları incelemeyi içermektedir. Sonuçlara bakıldığında, İskandinav ülkeleri gibi bazı ülkeler özel gereksinimlere sahip öğrencileri geleneksel sınıflara dahil etmek için bireyselleştirilmiş eğitim planlarına odaklanmaktadır. Diğer ülkeler ise, özel gereksinimli çocuklara ayrı sınıflarda veya okullarda eğitim vermeyi tercih etmektedir. Ayrıca, bazı ülkelerde, kaynaştırma eğitimi uygulamaları hükümet düzenlemeleri ve finansmanla desteklenirken, bazılarında ise daha özerk bir yaklaşım benimsenmektedir. Bu sonuçlar, her ülkenin kendi eğitim sistemi ve kültürel bağlamına dayalı olarak farklılık gösterdiğine işaret etmektedir. Bu araştırma sonuçları itibariyle araştırma ve deneyimlerin paylaşılması, bu alandaki iyi uygulamaların geliştirilmesine yardımcı olabilir ve okul öncesi eğitimde kaynaştırma eğitiminin daha etkili ve kapsayıcı hale gelmesine katkı sağlayabilir. Bu, alandaki iyi uygulamaların paylaşılmasını ve okul öncesi eğitimde kaynaştırma eğitiminin daha etkili ve kapsayıcı hale gelmesini teşvik edebilir. 

Zusammenfassung

Im Gegensatz zu einer rein hermeneutischen Vorgehensweise ist die Inhaltsanalyse eine empirische Methode zur systematischen und weitgehend objektiven Beschreibung von Kommunikationsinhalten. Zunächst wurde Inhaltsanalyse nur als Technik zur Beschreibung von Kommunikationsinhalten verstanden. Im Zuge der methodologischen Entwicklung wurde die Inhaltsanalyse erweitert zu einer Methode der sozialwissenschaftlichen Datenerhebung. Inhaltsanalytisches Arbeiten ist in einem breiten Spektrum sozialwissenschaftlicher Forschungsrichtungen etabliert; Die Methode der Inhaltsanalyse ist bei Kommunikationswissenschaftlern schon seit langem Standard und erfährt bei empirisch arbeitenden Pädagogen, Psychologen, Soziologen, Linguisten und Politikwissenschaftlern eine Renaissance. Die Vorgehensweise des folgenden Artikels lässt sich kurz wie folgt skizzieren: Zuerst wird die historische Entwicklung und die theoretischen Grundlagen der Inhaltsanalyse behandelt. Nach diesem kurz skizzierten historische Entwicklung und die theoretischen Grundlagen der Inhaltsanalyse wird es mit der Frage der Definition der Inhaltsanalyse auseinandergesetzt. Abschließend wird der Ablauf-und Durchführungsplan einer Inhaltsanalyse vorgestellt. Inhaltsanalyse als eine empirische Methode zur Erhebung sozialer Wirklichkeit ist auch in der Türkei innerhalb verschiedenster sozialwissenschaftlicher Forschungsrichtungen etabliert.

Belediyeler hizmetleriyle halka en yakın kuruluşlar olarak çok önemli görev ve sorumluluklar üstlenmektedirler. Kentsel altyapıdan çevre sorunlarına, sosyal hizmetlerden mezarlık ve defin işlemlerine kadar günlük yaşama ilişkin pek çok detay bu görev ve sorumluluklar arasında yer almaktadır. Belediyelerin sunmuş oldukları hizmetlerden herkesin eşit bir şekilde yararlanması, demokrasinin hakkıyla işleyişi ve katılım açısından önem taşımaktadır. Ancak dezavantajlı konumda bulundukları için engelli vatandaşların bu hizmetlerden yeterince yararlanma imkanı bulunmamaktadır. Sosyal yaşam içine katılım ve toplumsal ihtiyaçlara ulaşım konusunda, belediyelerin engellilere yönelik hizmetlerini aksatmadan sürdürmesi, çağdaş belediyeciliğin en önemli göstergelerinden biri olarak belirtilebilir. Bu çalışmada, engelli vatandaşların sosyal yaşamlarında karşılaştıkları zorluklara yönelik olarak belediyelerin sunmuş olduğu hizmetler, uygulamada çeşitli örnekler çerçevesinde ele alınacaktır.

İngilizce’ de bağımsız varlık fonları (Sovereign Wealth Funds) olarak ifade edilebilen ulusal varlık fonu, daha yalın bir açıklamayla devletlerin resmi rezervleri haricinde meydana gelen tasarruflarını göstermektedir. Ulusal Varlık Fonları, devletin kontrolünde olan ve bir takım makroekonomik hedefleri gerçekleştirmek amacıyla kurulan şirketler olarak tanımlanabilir. Resmi rezervler, devletlerin merkez bankalarında biriken döviz ve altın rezervlerinden meydana gelirken, ulusal varlık fonları cari işlem fazlası olan devletlerin gereksinimleri dışındaki rezerv birikimlerini karlı bir biçimde kullanmada bağımsız fonlar tesis etmesiyle doğmuşlardır. İlk olarak 1950’li yıllarda özellikle petrol geliri nedeniyle olağanüstü gelir akışına sahip olan Körfez ülkelerinde ortaya çıkan bu fonlar, zamanla ihracatı ithalatına nazaran çok daha yüksek olan, cari fazlası yüksek olan Norveç gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra Çin, Hong Kong, Singapur, Rusya gibi Asya ülkeleri tarafından da kabul görmüştür. Ülkemizde 2016 yılında Türkiye Varlık Fonu adıyla Ulusal Varlık Fonu kurulmuştur. Fonun kurulma amacı, sürdürülebilir büyüme ve istikrar ile uzun vadeli bir kalkınma perspektifi olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada ulusal varlık fonu hakkında kavramsal bir bilgi verilmeye çalışılmaktadır.

Since the Taliban’s return in 2021, Taliban as a pro-Pashtun movement, have launched a systematic campaign against human rights in Afghanistan that affects all ethnic minority groups including Turkish minorities Kyrgyz Uzbeks Tatar Hazara Qizilbash. Taliban fighters have been accused of helping to forcibly evict Turkish minorities in northern Afghanistan, with the evictions targeting members of the ethnic mainly Uzbek, Turkmen and Hazara communities. Ethnic Uzbeks and Turkmen allege that Pashtuns seized their homes and land in the northern province of Jowzjan with the help of the Taliban. As a de-facto non-recognized government in Afghanistan by any States and the United Nations, the Taliban claims to be the de-jure government by the right of conquest of the capital in a civil war under the customary international law. On the other hand, the legal government of Afghanistan recognized by the United Nations, after its defeat in the civil war, still does not recognized as a government in exile with the capacity of signing international treaties by the United Nations. The recognition of the legal government of Afghanistan by the United Nations and the member States as the “government in exile” is the most important paramount to achieve the protection the Turkish Minorities from ethnic cleansing campaigns of the Taliban.  The legality of the “government in exile in Afghanistan” within the United Nations legal system depends on the existing on whether Taliban is an occupying power in Kabul or not.

Toplumsal yapı toplumsal ilişkilerden, toplumsal sistemden ve toplumsal ortaklıklardan oluşur. Toplumsal ilişkilerin sürdürülmesinde temel itici güç muhakkak haberleşme ve iletişim araçlarıdır. Kitle iletişim araçları bir yandan toplumun oluşumu ve gelişiminde önemli rol oynarken, diğer yandan toplumsal bilgilerin yazılmasında, kuşaklara aktarılmasında ve yaşatılmasında katkıda bulunur. Başta yazılı basın olmak üzere tüm kitle iletişim araçları tarihsel bilgileri kaydeder, toplumsal belleğin zeminini hazırlar. Kayıda geçerek arşivlenen haber ve bilgilere bakılarak ise geçmiş dönemlerdeki birçok bilgiye ulaşmak mümkündür. Bu çalışma tarihsel bilgileri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Kırgızistan’ın ilk ulusal basınında Türkiye’nin ve diğer Türk dilini konuşan ülkelerin yansıtılması araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Araştırmada evren olarak ilk Kırgız basını Erkin Too belirlenmiş, örneklem olarak ise adı geçen gazetenin 1924-1927 yıllar arasındaki sayıları ele alınmıştır. Erkin Too gazetesi 1924-1927 yıllar arasında sayıları Arap alfabesiyle çıkmışken, 1927 yılından 1939 yılına kadar Latin alfabesinde çıkmaya başlamıştır. 1939 yılından sonra Kiril alfabesine geçen Erkin Too gazetesi günümüzde “Kırgız Tuusu” olarak hala varlığını sürdürmektedir. Araştırmada yöntem olarak içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre Türkiye ve diğer Türk dilini konuşan Orta Asya ülkelerinin dış haberlerde önemli ölçüde yer aldığı ve haberlerde daha çok nört bir şekilde yansıtıldığı ortaya çıkmıştır. Gazetede yer alış biçimine göre ise daha çok ilk sayfaların üst kısımlarında yerleştirildiği açıklanmıştır. 

Necati Demir’in “Türgiş Devleti” adlı eseri, meraklı zihinleri doyuracak nitelikte bir bilgi hazinesi sunarak okuyucularını derinlemesine bir keşfe davet ediyor. Yazarın özenle gerçekleştirdiği araştırmalar ve sağlam metodolojisi, konunun içine inerek yeni ve aydınlatıcı bakış açıları kazandırmaya uygun bir nitelik taşımaktadır.